| Yazar |
Mesaj |
Sverdlov
 Üye No: 33
Kayıt: 22.05.2006
Mesajlar: 105
Durumu: Offline
|
Uğur Kaymaz kitabı evinin önünde öldürülen baba oğulun hikayesi değil de, bir halkın trajedisi sanki...
Ölüm kusan silahlara, özellikle de çocuk ölümlerine ve bunu umursamayıp savaşta ısrar edenlere karşı Brecht’in “Çocukların Yakarışı” şiiriyle söze girmek girmem gerektiğini düşündüm: “Evler yakılmasın bir daha,/ bombardıman uçaklarını kimse bilmesin./ Dolsun geceler uykuyla/ Cezasız olsun yaşamak/ Analar ağlamasın./ (…) ”
Brecht’ten yıllar sonra Nazım Hikmet’in “Kızçocuğu” şiirinin hüzünlü ve içimizi acıtan dizeleri gelip kapımı çalıyor: “Çalıyorum kapınızı/ teyze, amca, bir imza ver./ Çocuklar öldürülmesin/ şeker de yiyebilsinler./” Bu şiirin yazılmasından bugüne dek geçen sürede yüzbinlerce çocuk öldürüldü ve anaları ağıt yaktı. Bu analardan biri Makbule öbürü Emine’dir. Hatta Zarife, Hüsniye, Şahsenem de olabilir. İsimler farklı olsa da kurgu ve gerçeklik değişmiyor.
Kurgu gerçeğe dönüşüyor!
Okuyanlar inanmakta zorlanıyor çoğu zaman. Sözgelimi anlatılan 12 yaşındaki Uğur’un hikayesi ise ve inanılmaz bulunuyorsa… İnanılsın diye mi anlatmalı yoksa? Aslında olayları kendi akışı içerisinde yazmaya kalkışmak en doğrusu. Çünkü olayların geçtiği mekanda halen bir kirli savaş sürüyorsa ve buralar, “ tasarlanan kurgunun şaşırtıcı biçimde hızla gerçeğe dönüştüğü bir ülke” ise yazmak en iyisi. Hem de inanılması zor olacağı bilinciyle. “Ona Zarfsız Kuşlar Gönderin - Uğur Kaymaz Kitabı”nın yazarı Orhan Miroğlu, bir gece Ahmet Altan’ın, “En Uzun Gece” romanını okuyor. Romanda Heja adında bir çocuğun dağdakilere kuryelik yaptığına kanaat getirildiği için ensesine sıkılan tek kurşunla vurulup öldürülmesi hikâyesi üzerine çok düşünüyor. Miroğlu, romanı okuduğu sıralarda Tatvan’ın bir köyünde yaşayan Hogır isminde çobanlık yapan bir Kürt çocuğu bir operasyon esnasında boğazı kesilerek öldürülüyor.
Romanda başka bir ölümden daha bahsediliyor; adeta Uğur Kaymaz’ın ölümünün haberini veriyor: “(…) Daha iki ay önce okuduğu, Mardin’de, on iki yaşında bir çocuğun bir baskında on yedi kurşunla vurularak öldürüldüğü haberi şimdi onun hayatında bir gerçek olarak beliriyordu.” Ve böylece, Uğur Kaymaz, Xezal Berü, Mizgin Özbek, Rozerin Aksu, Hogır ve diğer çocukların ölümlerini anlatan hikâyeler kurgu olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşüyorlar:
Hiç silinmeyecekmiş gibi...
Kocası Ahmet’le oğlu Uğur akşam saatlerinde kamyonla yola çıkacaklar diye akşam yemeği hazırlığına başlayan Makbule, kalkıp sofrayı kurmaya başlıyor. Ahmet ve Uğur eşyalarını bırakmak için ayaklarındaki terlikle evden çıkıyorlar. Avlu kapısından sokağa adım atmalarından kısa bir süre sonra bir patlama sesi duyuluyor. Otomatik silahların gürültüsüne Makbule’nin ve Emine’nin çığlıkları karışıyor. Ardından komşu kadınların sesleri.
Polis telsizlerinin sesiyle panzerlerin homurtusu çığlıkları bastırıyor. Mahalle abluka altındadır artık.
Burada kurgudan çıkıp dış seslere kulak kabartıyoruz:“12 yaşında bir çocuk 100 polisin hedefi nasıl olabilir? Kızıltepe’de kamyon şoförü babasıyla birlikte öldürülen Uğur Kaymaz’ın küçücük bedenine sıkılan 13 kurşun dehşet ve utanç verici…” (Güneri Civaoğlu, 2 Aralık 2004 Milliyet)
“(…) Düşünüyorum; eğer ben, PKK ile işbirliği yapmayı aklından hiç geçirmemiş, tehdit görmedikçe de ona asla yardım etmemiş, suçtan uzak durmaya çalışmış Kürt kökenli bir Türk vatandaşı olsaydım, bu 13 kurşun yemiş çocuk karşısında ne yapardım? (…)” (Ömer Lütfi Mete, 29 Kasım 2004, Sabah )
Köyden göçtüler, şehirde vuruldular!
Ahmet Kaymaz’ın kardeşi Reşat, kurgu sanılabilecek gerçeği, köyde yaşadıkları son günü anlatıyor: “Köyümüzün yakıldığı günü iyi hatırlıyorum. Uğur’un vurulduğu yaştaydım o yıl, on iki yaşında yani. 1993 yılının Ağustos ayı. Köy yakılmadan önce askerlerle gerillalar arasında bir çatışma çıktı, bir gerilla öldürüldü… Cesedi beyaz bir eşeğin sırtına atıp köyün içinde dolaştırdılar. Öldürüldükten sonra kafasına ateş edilmişti ve dolaştırılırken, eşeğin sırtında olan cesedi meşe ağaçlarına her çarptığında, kafasından sağa sola küçük küçük parçalar dökülüyordu. Bir sonraki gün yeni bir çatışma çıktı ama, işte bu çatışma durduktan sonra, ertesi gün sabaha doğru da köy yakıldı.”
Agora Kitaplığı arasında çıkan “Ona Zarfsız Kuşlar Gönderin - Uğur Kaymaz Kitabı ” iki yıl önce, Mardin’in Kızıltepe ilçesinde, evlerinin önünde kurşun yağmuruna tutularak öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ile babası Ahmet Kaymaz’ın hikayesi değil de, bir halkın trajedisi sanki...
Her kirli savaşta olduğu gibi en çok çocuk ölümleri yaralıyor; ölü çocukların masumiyeti, insanlığımızı, vicdanımızı sorguluyor. “’İşte bu Uğur’un yıldızı, bu da Ahmet’in,’ dedikleri, en parlak, en ışıltılı olan yıldızları belki de bir gece sonra gökyüzünde arayıp bulamadıklarında derin bir kedere kapılıyor çocuklar ve sarı sıcak gecelerde, başlarını koydukları yastıkları ıslanıyor gözyaşlarıyla. Uğur artık onlar için gökyüzünde dolanıp duran bir parıltılı yıldız gibi... Etrafına saçtığı ışık, öbür yıldızları bile aydınlatan kocaman bir yıldız Uğur…”
Uğur Kaymaz’ın öldürülmesi önemli bir olaydı. Kirli savaşın tarihinde dikkate alınması gereken çocuk ölümlerinden sadece biridir…
Bu kitabı okuyun...
Şiirler, mektuplar gönderiliyor Kaymaz Ailesi’ne. Bunlardan biri de Bingöl’den Beşir Dündar’ın Kürtçe, “Uğur lawo,” şiiridir; Türkçe çevirisiyle birlikte yer alıyor kitapta. Bir de Türkçe yazılan Sertaç Baki’nin “Kızıltepeli Küçük Uğur’a” adlı şiiri var kitabın sonunda: “(…) Sularında deniz kızları bilirim/ Afrodit’in esmer çocukların/ kütüğüm gezdirir Uğur’lu yüzünde/ bir de on üç tekbir taşır/ beş karış bedeninde/(…)
Kitabın dili ve kurgusu rahat okunmasını sağlıyor. Bu kitabı okuyup siz de bir yazı, bir şiir ya da içtenlikli bir selam gönderebilirsiniz Uğur’un ailesine.
“Ona Zarfsız Kuşlar Gönderin - Uğur Kaymaz Kitabı” Uğur’lar unutulmasın diye, savaşlarda çocuk ölümlerinin önüne geçilsin diye bir çağrı metnidir aynı zamanda.
 |
|
|
|
|
 |
sheker
 Üye No: 2763
Kayıt: 18.07.2007
Mesajlar: 47
Durumu: Offline
|
gerçekler her zaman acı verir işte insana....bana dokunmayan yılan bin yıl yaşar felsefesiyle insanlar bu kadar kör olabiliyor hayatın gerçeklerine...sonuçta da ateş düştüğü yeri yakıyor
bulabilirsem alıp okumayı düşünüyorum,ama sonradan rafa kaldıracağım için üzülüyorum. nede olsa bende bu dünyada yaşıyorum ve malesef hayatı kendi gerçeklerimizle geçiriyoruz....
teşekkürler  |
|
|
|
|
 |
|
|
|
|
Sonraki başlık »
« Önceki başlık
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız |
Powered by phpBB
© phpBB Group :: Theme & Graphics by Daz
Türkçe Çeviri: phpBB Türkiye Bu Sayfa 0.41341 saniyede 34 sorguyla oluşturuldu Bu site Forum Siteleri üyesidir. Forum Siteleri | Map Of TurkeyGüzel Sözler Özlü Sözler Forum Siteleri özlü sözler
YuotubeVideolar

|