Forum Anasayfa

 
Forum Kılavuzu
Forum Kılavuzu
Arama
Arama
Üye Listesi
Üye Listesi
Gruplar
Gruplar
Üye Ol
Üye Ol
Hesabınız
Hesabınız
<b>Kişisel Mesajlar</b>
Kişisel Mesajlar
Oturum Aç
Oturum Aç

Sonraki başlık »
« Önceki başlık
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder  Forum Anasayfa » Tiyatro , Roman , Dergi , Gazete
Yazar Mesaj
Ozgurforum
Site Admin
Üye No: 2


Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 1296

Durumu:
Offline
MesajTarih: 09.12.2006, 10:34 Alıntıyla Cevap Gönder Back to top

Sayın Şensoy, Ortaoyuncular Topluluğu olarak 27 yıldır istikrarlı biçimde oyun üretiyor ve seyirci ile buluşuyorsunuz, bu sezonda da dört farklı oyunla perde dediniz. Seyirci potansiyeliniz hakkında bilgi verir misiniz?
Her fırsatta dile getiriyorum: Türk tiyatrosunda ciddi oranda bir seyirci kaybı var. Ben bunu söyledikçe, başka birisi “hayır benim tiyatrom doluyor” diyor, oysa ben herhangi bir tiyatroyu kastederek söylemiyorum bunu. Türkiye’nin kültürel olarak bir düzeysizlik yaşadığı gerçeğini konuşmak için söylüyorum. Sorun, şu ya da bu tiyatronun seyirci sıkıntısı yaşaması sorunu değil, ayrıca bizim tiyatromuz, günün kültürel koşulları ve diğer tiyatrolar göz önünde bulundurulduğunda seyirci sıkıntısı yaşamıyor, ancak şöyle bir gerçeği de vurgulamak istiyorum, bundan 10 yıl önce bizim seyirci sayımız üçyüz bin civarındaydı. Peki nerde bu seyirci şimdi?
Son yılarda Türkiye kültür ve sanat ortamı, hızla kültürel bir yozluğun batağına sürüklendi birtakım odaklar tarafından. İstenilen insan profili şuydu; gündelik sorunlarına bile yabancılaşmış, aynı zamanda duyarsız ve toplumsal düşünüşden yoksun bir kalabalıklar topluluğu. Böyle bir kütlenin sanat ortamına dahil olması ya da tiyatroları takip ederek yaşamına yeni pencereler açmak üzere seyirci olmasını beklemek ham hayalden başka bir şey olmasa gerek.

Neden böyle oldu sizce? Türkiye’de farklı değerler edinen yeni bir kuşak mı yetiştirilmek istendi?
Bu duyarsızlık ve bireyci yaşam kültürünün baş müsebbibi hiç kuşkusuz 12 Eylül’ü gerçekleştiren ve topluma deli gömleği giydiren generallerdir. 12 Eylül öncelikle düşünen ve hak arayan toplum olma özelliğinin üzerine toprak attı. Bu korku ve sindirilmişlik öncelikle toplumu ciddi sanat pratiklerinden uzaklaştırdı. Son kuşak zaten iyice tiyatrodan uzaklaştırıldı. Eskiden üniversitelerde, sendikalarda tiyatro yapılırdı. Gençliğin bir arayışı bir sanata eğilimi vardı, bu kuşağa tiyatroyu, sanatı, okuma etkinliklerini öğreten olmadı. Gençlik internetin başında ve kendi dinamizmini öldürüyor ve farklı meşguliyetler peşinde sürükleniyor. “Türkiye bilmem nesini arıyor” diye yarışma programlarıyla gençlik şapşal bir yozluğun içine itiliyor. Bunun yanında tiyatro gerçekten pahalı bir sanat ve halkın gelir düzeyi ile doğrudan ilgili bir etkinlik. Eğer tiyatro alışkanlığı yoksa zaten gelmiyor, bir de istediği halde geçim koşulları buna fırsat vermiyor. Diğer yandan artık biraz da halkın eğlence biçimi değişti, insanlar evlerinde zaman öldürüyorlar ve farklı ucuz eğlence biçimine yöneliyorlar. Bir de büyük kentlerde gerçekten sanat etkinliklerini takip etmek iyice zorlaştırıldı. İnsanlar her bakımdan ürküyorlar, artık ekonomik olarak güvenlik olarak bir de trafik vs. ile boğuşmak zorundalar. Tabii bütün bunlar Türkiye’nin kültürel olarak nasıl bir toplumsal şekilleniş içinde olduğunun göstergesidir. Bu durumdan her sanatçının rahatsızlık duyması da normaldir.

Bir konuşmanızda yanılmıyorsam şöyle bir saptama yaptınız; “Artık tiyatrolar taşraya açılmalı, büyük kentlerde seyirci yavaş yavaş tükeniyor” demiştiniz. Buna ilişkin bir girişiminiz de oldu sanırım. Ne durumda bu taşraya açılma projesi?
Evet böyle bir girişimimiz oldu ve çok da başarılı sonuçlar elde edildi. Ama önce şunu söyleyeyim, bu düşünce öncelikle yukarda söylediğim seyirci sıkıntısından çıktı. Bir dönem Paris’te de buna benzer bir sıkıntı yaşandı ve bütün tiyatrolar toplandı ve ara sıra geri dönmek özere Paris’i terk ettiler. Fransa’nın en köklü tiyatrosu Komedi Françes bile aynı sıkıntıyı yaşadı. Ben de bu örnekten yola çıkarak böyle bir karar aldım ve ilk olarak Tuncel Kurtiz’in yaşadığı köy olan beş yüz kişinin yaşadığı Çamlıbel’de oynadık, ardından Bozdoğan’da ve Manisa Sarıgöl’de belediyenin organizasyonu ile otogarda dört bin kişiye oynadık. Bu gösterimler sırasında herhangi sorun yaşanmadığı gibi tersine hem seyirci bakımından hem de teknik olarak İstanbul’da yaptığımız gösterimlerin daha iyisini gerçekleştirdik. Taşraya profesyonel tiyatrolar gitmiyorlar ve buralarda seyirci buranın açlığını 3. sınıf bile olmayan amatör tiyatrolarla gidermeye çalışıyor. Bu toplulukların yaptığı gerek çocuk tiyatrosu gerekse de büyükler için sahneledikleri oyunların onların sanat ihtiyaçlarını karşılamak yerine tam tersi taşra seyircisini tiyatrodan uzaklaştırıyor. Sırf bu kendini bilmez amatörlüğün önüne geçmek için bile taşraya gidilmeli ve biz bunu yapıyoruz, projemiz genişleyerek devam edecek.
Şimdi yeni bir proje başlatıyoruz, bizim tek kişilik oyunlarımız var biliyorsunuz “Ferhangi Şeyler”, “Felek Bir Gün Salakken”, Ali Çatalbaş’ın oynadığı “Kötü Çocuk” ve Rasim Öztekin’in hazırladığı yeni tek kişilik bir oyunla adı “Bireysel Terör”. Bir Anadolu projesi üzerinde çalışıyoruz, Türkiye’nin dört bir tarafına açılmayı düşünüyoruz. Bu oyunları biz oralardaki yerel otoritelerin desteği ile köy meydanlarında oynayacağız. Bu arada benim yeni yazdığım bir oyun var “Fername” biz bu oyunlarla Ağrı Dağı’nda buluşup oraya tiyatro bayrağı dikeceğiz.

Ortaoyuncular Topluluğu hep sizin yazdığınız oyunları oynuyor. Dışardan yabancı yazarların oyunlarını nadiren oynuyorsunuz, bu bir sanat politikası mı yoksa tiyatro yapma tarzınızdan mı geliyor?
Bu tercih, Ortaoyuncular’ın tiyatro yapma tarzından kaynaklanıyor ve bilinçli olarak yaptığımız bir şey. Bu tiyatronun bir üslubu ve ritmi var ve burası bir okul, biz dışardan bir oyuncu ile çok zor çalışırız, buradaki oyuncuların çoğu Ortaoyuncular, Ferhan Şensoy’un yazar ve tiyatro adamı olarak kurduğu ve o üslupla tiyatro üreten bir topluluk. Biz her oyunu ve her yazarın metnini oynamıyoruz. Ha kimi dışardan yazarların uygulamalarını yapmadık değil, istisna olarak sahneliyoruz. Ancak bu oyunlar Ortaoyuncular’da oynanırken biz kendi komedi anlayışımıza ve ritmimize uyarlayarak ya da eklemeler yapıyor ve bazen metni yeniden yazarak oynuyoruz. Bir anlamda kendi oynayış üslubumuza Türkiye’nin nesnelliğine uyarlama yaparak metni sahneye aktarıyoruz. Biz Shakespeare’de oynasak ben metni bir temize çekiyorum, temize çekmek derken şunu söylüyorum, kendimize uyarlıyoruz.

Şehir Tiyatroları tiyatroya giriş ücretlerini 1 lira ve 50 kuruşa indirdi. Bunun tiyatroya zararı ya da faydası nasıl olur ya da olur mu?
Tamamen saçmalık diyorum, zaten dengesiz bir rekabet ortamı var. Ben bu kararın altında farklı niyetler aramaya başladım. Son dönemde alınan kararlara bir bakın, özel tiyatrolara yapılan yardım kesildi, devlet tiyatrolarının salon kiraları fahiş fiyatta artırıldı. Bütün bunlar toplumu çağdaş anlayıştaki sanat etkinliklerinden uzaklaştırma girişimi olarak görüyorum. Şimdi Şehir Tiyatroları’nın ücret indirimine gelirsek, ben bunun tiyatro sanatına bir katkısı olacağı kanısında değilim. Bir tarafı yaşatacağım derken diğer tarafı öldürme hakkını kimse kendinde göremez. Bakın Avrupa’da bu işler nasıl kotarılır; belediyeler her türlü gelirlerinden belli bir oranda o kentin tiyatrosuna bir fon ayırırlar ve zamanı gelince bu fonu kent tiyatrolarına kullandırırlar. Belediyecilik sadece yol ve kanal yapmaktan ibaret değil ki!
Özel tiyatrolara da bir yardım ya da sübvansiyon yapsalardı niyetlerinden kuşku duyulmazdı. Halkı düşündüklerini söyleseler de, inandırıcı değil. Halkı biz düşünüyoruz, üç yıldır bilet ücretlerine zam yapmadık. İzleyiciden onlar değil biz haberdarız.

‘Farklı niyet’ derken ne kasdediyorsunuz? Hükümet tiyatro sanatına neden bu kadar yükleniyor?
Evet, bütün bu yapılanlar bir art niyetin uzantısı ve meseleye tamamen ideolojik bakma girişimi ve bu anlamda da sanata darbe indirme hazırlığı olarak algılamak lazım. Bakın sezon başlarken, “yasa çıkaracağız” dediler ve yasa çıkmadığı gibi tersine tiyatro sanatını gözden düşüren ve uygulanamaz kılan kararlara imza attılar. Bu tam olarak hükümetin vurdumduymazlığı ve hem sanatçıyla hem de seyirci ve sanatseverle alay etmek anlamına geliyor.

Ama nedense bu uygulamaları diğer sanat dallarına pek yapmıyorlar da tiyatroya yapıyorlar, iktidarlar neden tiyatrodan bu kadar tedirgin oluyorlar sizce ?
Tiyatro sanatı özü gereği muhalif ve haksızlıkları deşifre eden bir türdür de ondan. Politik tiyatro yapın ya da yapmayın bu böyledir. Tiyatro sorgular, düşündürür ve yorum yapmanıza yardımcı olur, üstelik bunu canlı ve seyirci ile yüz yüze gerçekleştirir. İktidarların korkusu boşuna değil.

_________________
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder E-Posta gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder

Sonraki başlık »
« Önceki başlık
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © phpBB Group :: Theme & Graphics by Daz
Türkçe Çeviri: phpBB Türkiye
Bu Sayfa 0.59785 saniyede  35 sorguyla oluşturuldu

Bu site Forum Siteleri üyesidir.
Forum Siteleri | Map Of Turkey
Güzel Sözler Özlü Sözler
Forum Siteleri
özlü sözler YuotubeVideolar
Özgür Forum  
Pano Güvenliği

eXTReMe Tracker
Toplist100.Net Taas.de PageRank Service  - Pagerank Anzeige ohne Toolbar PageRank abfragen und zeigen - PowerPr.de hosting website stat GB TOPLIST, best links Elib Directory: Movie in Turkey Rambler's Top100 TOPlist RankingScout - Pagerank Anzeige ohne Toolbaryuotube videolar Ozlu Sozler